Slavoj Zizek Türkiye Sahaya İnİyor

Slavoj Zizek Türkiye, 21. yüzyılın en önemli filozoflarından, belki de en büyüğü olan, Slavoj Zizek'i Türkiye'ye tanıtmak amacıyla bir Twitter hesabı ve blog kuruldu.

Zizek ve Badiou Türkiye'ye geliyor

Dünyanın kendinden en çok söz ettiren filozoflarından Slavoj Zizek ve Alain Badiou, MonoKL'nin düzenlediği konferans için Ekim ayında İstanbul'a geliyor.

1 Ekim 2013 Salı

Pervert's Guide To Ideology (Sapığın İdeoloji Rehberi)


Yönetmenliğini Sophie Fiennes'in yaptığı ve Slavoj Zizek'in anlatıcı olduğu The Pervert's Guide To Ideology (Sapığın İdeoloji Rehberi) belgeseli 2012 yılında İngiltere'de çekildi. 7 Eylül 2012'de Toronto Film Festivali'nde görücüye çıkan belgeselin (en azından internet ortamında yaygınlaşması) yaklaşık bir seneyi buldu. 

Daha önce Fiennes'le beraber 2006 yılında Pervert's Guide To Cinema (Sapığın Sinema Rehberi) ile popüler kültürde Lacancı izleri arayan ve yorumlayan Zizek, bu sefer Pervert's Guide To Ideology'de popüler kültürde ideolojinin izlerinin peşine düşüyor. Zizek, ideolojinin popüler kültürü nasıl oluşturduğu-yönlendirdiği üzerine ağırlıklı şekilde sinema filmleri olmak üzere popüler nesnelerden yola çıkıyor. Zizek'i belgeselde birçok filmin içinde görmek mümkün.

İdeolojinin Gerçek Yüzünü Gösteren Gözlük: Çok Ucuz!

Zizek, belgesel boyunca ideoloji hakkında yorumlar yapıyor ve günümüz ideolojisini tanımlamaya çalışıyor. Daha belgeselin açılışında They Live filmindeki gözlük metaforunu yorumluyor: "Bu gözlükler ideoloji eleştirisi işlevi gören gözlükler. Dediğimiz gibi post-ideolojik toplumda yaşıyoruz. Toplumsal otorite tarafından görevlerini yapan bireyler olarak değil, hazzın nesnesi olarak çağırılıyoruz: 'Gerçek potansiyelinin farkına var', 'Kendin ol', 'Tatmin edici bir hayat sür'... Gözlükleri taktığınız vakit, demokrasinin içinde bulunan diktatörlüğü görürsünüz."

Bunlardan en öne çıkanlara bakalım:
  • "İdeolojinin gerçek yüzünü görmemizi sağlayacak olan bir gözlüğe ihtiyaç var. İdeoloji bizim zihnimizde yanılsamalarla kendini gösterir. Ancak bunu hiçbir zaman için doğrudan yapmaz. Tam tersine yanılsamalar dolaylı olarak karşımıza çıkar.
  • "İdeoloji, bize kendisinin dışında bir alan bırakmaz. İdeoloji-dışındaki her yer de -her ne kadar ideolojiden kurtulunan bir alan olarak görülse de- bir şekilde ideolojiye zorunlu bir giriş sağlar: İdeoloji her yeri kaplamıştır. İdeolojiden kopmaya çalıştığımızda bize türlü "sinik" dayatma ve şiddet uygulanır ve yine ideolojinin içine düşeriz.
  • İdeoloji bize ilginç birliktelikler sunarak ve bunları faşizm, Stalinizm gibi uç örneklerin veya uzlaşmaz görünen zıtlıkların bir aradalığını ön plana koyarak "ideolojinin aslında ideolojik olmadığına" ikna etmeye çalışır: Bin Ladin ile Castro, ırkçı bir beyazla Mao vs. Biz bu göndermelere bir derinlik atfederek vicdanla duygusallaşırız. İdeolojinin aslında ne kadar ideolojinin dışında yer aldığını ve derin olduğunu düşünürüz. Fakat aslında o derinliğin sonu yoktur. Çünkü bizim derinlik dediğimiz şey boşluktan başka bir şey değildir.



Kinder Sürpriz İdeolojisi

Zizek, belgeselin neredeyse tamamında 21. yüzyılın postmodern popüler kültürünün ideolojisini ele alıyor. Aslında sürekli içinde bulunduğumuz ama ne işe yaradığının ya da ne anlama geldiğinin farkında olmadan tükettiğimiz nesnelerin ideolojiyi ne denli içinde barındırıp, onun bir çekirdeği haline geldiğini bize gösteriyor. Ancak durum bu kadar basit de değil. Zizek, "ne anlama geldiğini bilmediğimiz ama tükettiğimiz nesneler"in Marksist ideoloji tanımı (bilmiyorlar, ama yapıyorlar) olduğunu söyler. Ancak 21. yüzyılda ideoloji bu kadar masum değildir. Ona göre, gerçekten nesnelerin ne anlama geldiğini biliriz, buna rağmen tüketirim. Bu da Zizekçi ideoloji tanımını bize verir: "Biliyorlar, ama yine de yapıyorlar".

Zizek, belgeselde tüketim kültürüne karşı birçok insanın karşı olduğunu söylüyor. Örnek olarak yine Starbucks'ı kullanıyor: "Starbucks'tan kahve içeceğiniz zaman onun kahvelerinin pahalı olduğunu biliyorsunuz. İçerken de büyük bir pişmanlık duyuyorsunuz. Çünkü Afrika'da çocuklar açken vs. sizin bir bardak kahveye avuç dolusu para ödemeyi vicdanınıza sığdıramıyorsunuz. Ancak Starbucks çözümü bulmuş durumda: 'Evet, bizim kahvelerimiz diğerlerine göre pahalı. Ama bizden kahve içtiğiniz vakit, ödediğiniz paranın yüzde 1'i Guatemala'daki çocuklara gidiyor.' Yani tüketimin (sembolik kültürünün) kendisi, tüketimi protesto etmeyi de kendi tekeline alıyor." Zizek Coca Cola örneğiyle devam ediyor. Kolanın günümüz ideolojisini anlamak için önemli bir araç olduğunu söylüyor: "Kola içtiğimiz vakit, susarız. Ancak ne kadar ilginçtir ki, Coca Cola'nın (yurtdışındaki) reklam sloganı 'susuzluğunu gider'dir. İşte ideolojinin kendisini yeniden üreten mantığı tam da burada yatmaktadır. Bu sahnenin hemen ilerisinde Zizek'i Kinder Sürpriz yumurta yerken görürüz. Zizek, sürpriz yumurtanın dışının tüketilir bir standart haz nesnesi olduğunu söyler. İçinden çıkan oyuncağın ise başka bir yumurta formunda geldiğini ve bunun "bir yumurta parasına iki yumurta almakla neredeyse eşdeğer" olduğunu söyler. İçinden çıkan oyuncaklı yumurtanın tam da "artı-haz" olduğunu belirtir.

Belgeselde Kullanılan Filmler

Zizek, belgesel boyunca popüler kültür ürünü olan çok sayıda filmi yorumluyor. Ancak yalnızca Amerikan yapımı ultra-popüler Hollywood filmlerini yorumlamıyor. Aynı zamanda "Hollywood'un unutulmuş Sol'u"nun filmlerini yorumluyor. Belgesel They Live'in yorumlanmasıyla başlıyor. Bunun dışında Nazi, Sovyet ve Çin propaganda filmleri de gösteriliyor. 

Filmde kullanılan filmler ise şöyle: Triumph of the Will (1935), The Eternal Jew (1940), Brief Encounter (1945), The Fall of Berlin (1950), The Searchers (1956), West Side Story (1961), The Sound of Music (1965), Loves of a Blonde (1965), Seconds (1966), The Firemen's Ball (1967), If.... (1969), MASH (1970), Zabriskie Point (1970), Cabaret (1972), A Clockwork Orange (1971), Jaws (1975), Taxi Driver (1976), Brazil (1985), Full Metal Jacket (1987), The Last Temptation of Christ (1988), They Live (1988), Titanic (1997), I Am Legend (2007), The Dark Knight (2008).




Filmlerin nasıl yorumlandığını tek tek aktarmayalım. Bırakalım onu Zizek belgesel'de anlatsın.

Protestolar Yeni Bir Geleceğin İşareti, Ama...

Bu filmler dışında 2011 yılında İngiltere'deki protesto eylemlerinin görüntüleri de gösteriliyor. Zizek, belgeselin sonunda ABD'deki Occupy Wall Street eylemlerinin, Tahrir'deki devasa protestoların artık "farklı bir geleceğin mümkün olduğu" fikrini ortaya çıkaracağını söylüyor. Ancak bir de ekliyor: "Elbette farklı bir gelecek var olacak, ancak o geleceğin ne olduğunu bilmiyoruz".

29 Eylül 2013 Pazar

Zizek ve Badiou Türkiye'ye Geliyor

Dünyanın kendinden en çok söz ettiren filozoflarından Slavoj Zizek ve Alain Badiou, Ekim ayında İstanbul'a geliyor. 

Lacancı kültür teorisyeni ve Marksist filozof Slavoj Zizek ile Fransız komünist düşünür Alain Badiou, MonoKL'nin Bakırköy Belediyesi ile ortaklaşa düzenlediği konferans kapsamında 11-12 Ekim tarihlerinde İstanbul'da bir konferans verecek. "Bugün direnmek ne demektir?" ve "Küreselleşme ve yeni sol" temasıyla gerçekleşecek olan konferans Şirinevler'de bulunan Yunus Emre Kültür Merkezi'nde yapılacak.

Saat 16.30'da başlayacak olan konferans herkese açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Ancak dünyaca ünlü iki filozofun konferans verecek olması sebebiyle yer bulmakta güçlük yaşanılabilir, erken gitmekte fayda var. Ayrıca konferans için, Beşiktaş ve Kadıköy'den gidiş ve dönüş için ücretsiz servisler kaldırılacak.

İletişim

Slavoj Zizek Türkiye'de Zizek'e ait ve onunla ilgili materyaller paylaşılmaktadır. Zizek'in yazılarının Türkçe çevirilerini, video ve belgesel altyazılarını, Türkiye'de Zizek ile ilgili yazıları ya da Zizek ile ilgili her şeyi,

szizektr@gmail.com veya can.semercioglu@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Twitter'da Slavoj Zizek Türkiye: @ZizekTR

Hashtag: #Zizek

Facebook'ta Slavoj Zizek Türkiye: Slavoj Zizek Türkiye | ZizekTR



ZizekTR


Slavoj Zizek Türkiye, 21. yüzyılın en önemli filozoflarından, belki de en büyüğü olan, Slavoj Zizek'i Türkiye'ye tanıtmak amacıyla bir Twitter hesabı ve blog kuruldu. 

Zizek'i Türkiye'ye tanıtmadaki en büyük gaye, onun karmaşık ve anlaşılmaz akademik ifadelerini belirli bir zümrenin elinde tutmasına karşı bir tavır ortaya koymaktır. Zizek'in düşüncelerinin anlaşılır kılınması ve toplum tabanına inmesi, en azından sosyal bilimde günceli takip etmeye çalışan ya da bu konuda bir şeyler yapma amacını güden bireylerin Zizek'e Türkçe'de erişimini kolaylaştırmak bir ihtyaç olmuştur. 

Bunu bir lobi faaliyeti olarak da görmemek gerekir. Tam tersine Zizek'in görüşlerinin bir pazarlama stratejisi ya da paparazzilik ilgisi kurulmaksızın Türkçe'de "öz"ü ön plana çıkarılarak yaygınlaştırılması esas amaçtır. Diğer yandan da onu eleştirme gerekliliğini vurgulamak.

Zira, bir filozofun "gereğinden fazla" popüler olması, özellikle Türkiye'de insanların büyük tepkisini çekmekte. Bu tepkide "Bir filozof popüler olmaz, yaşarken değeri bilinmez. Ancak öldükten sonra onun fikirleri değerlendirilebilir/tartışılabilir" algısının ön plana çıkması şaşırtıcı değildir. Filozof çıkaramamış ve sosyal bilimler alanındaki düşünceleri ortaya çıkışından onlarca yıl sonra sadece aktarma yoluyla edinebilmiş bir ülkede bu tepkiyi yadırgamamak gerekir. Bunu dönüştürmek mümkün. 

Zizek'i Anlama Mevsimi

Ekşi Sözlük'te bir yazar 1984-1993'ün Zizek'i düşünme, 1994-2003'ün Zizek'e tapma, 2004-2013'ün ise Zizek'e saldırma dönemleri olduğunu yazarak, 2014'le birlikte "Zizek'i anlama" çağına girdiğimizi iddia etmişti. Batı dünyası için gerçekten de durum böyle olabilir. Türkiye'de durum biraz daha farklı. Düşünme, tapma, saldırma evreleri birbirinin içine geçmiş bir şekilde sahnelendi:

Düşünenler ne düşündüklerini beyan etmediler. 
Tapanlar az sayıdaydı ve bu tapma sorgulayıcılıktan uzaktı.
Saldıranlar farklı taraflardan  Zizek'i yerden yere vurdular, düşüncelerinin beş para etmez olduğunu savundular ve onu tam anlamıyla harcamaya çalıştılar.
Anlama evresine ise neredeyse hiç giremediğimizi söylemek mümkün. Eserlerinin neredeyse tamamının Türkçe'ye çevrilmiş olmasına rağmen, ön plana çıkarılan daima magazinsel söylemler oldu. Lady Gaga ile olan ilişki, çift klozetli bir fotoğraf, "yeni-Osmanlıcı Zizek" nidaları... Aslında Zizek'in eleştirdiği tüketim kültüründeki biçim-içerik mefhumunun aynısı kendisine uygulandı. Yazdıklarının, düşündüklerinin özü ortaya konmadan, sadece metaforlarla/şakalarla ve türlü magazinsel anlayışlarla ondan alınan (hem olumlu hem olumsuz anlamda) "haz"zın tüketilmesi Türkiye'nin Zizek serüvenine egemen oldu.

Şimdi ise gerçekten onu "anlamak" (Verstehen) gerekiyor. Anladıktan sonra düşünmeyi, tapmayı ve saldırmayı gerçekten birlikte düşünebiliriz.

Zizek E-Kitapları

Slavoj Zizek'in İngilizce E-Kitapları en kısa sürede bloga yüklenecektir.

@ZizekTR

Paylaş

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More